25 Mart 2016 Cuma

Kediyi Düşünmüş


Bencil olmayan insanlar hala var mı? Kendisinden başkalarını da düşünen?

İnsanı bencil yapan yine insan.

Bazen bazılarına değer verirsin, sonra o değer gereğinden fazla değere dönüşür ama bunu anlayamazsın ki. ''Gereğinden fazla değer verdiğini'' ancak o kişinin sana karşı yaptığı bencilce, adeta ''ben senin verdiğin değeri hak etmiyoruuumm'' diye bağıran davranışlarından sonra anlarsın.
Bu böyle birkaç kişide tekrarlanır, şaşmaz.

Sonra ne mi olur?

İnsanlara karşı güvenini kaybedersin.
Değer verme duygunu kaybedersin.
Değer verme gereği duymazsın.
-Kendin hariç-

İşte bu kadar kolaydır bencil olmak -bencilleştirilmek

Sonra birden bakarsın etrafına ve bencil olmayan insanlar da varmış. Olabiliyormuş.
Kadıköy'deki mahalle sakinlerinden biri gibi.
Kediyi düşünmüş.


6 Mart 2016 Pazar


o kadar doluyum ki ...
annelere, babalara, amcalara, teyzelere... Bizi bu hale getiren tüm insanlara
beni bencilleştiren, bizi değil beni öğreten her insana kızgınım
beni bir araç olarak gören insanlara kızgınım
kavgam var benim sistemle
beni bencilleştiren, yalnızlaştıran insanlarla derdim var
bırakın dilediğim hayatı yaşayayım buna izin verin bana sunduğunuz ve yapmamı istedikleriniz sizin hayatlarınız
bedenen daha iyi bir yerde olmamı isterken ruhumu aşağılara çekiyorsunuz
sizin gördüğünüz güçlü bedenin arkasında bin parça ruhumu göremiyorsunuz belki de görmek istemiyorsunuz ruhu bin parça genci, hayatının getirilerinden başka şeyleri kaldıramayan insanların yanında yok olup gidişini görmek istemiyorsunuz , diretilen bu hayatta ne kadar mutsuz, sevgisiz, bencil, hissiz olduğunu göremiyorsunuz
bir gencin ne derdi olabilir ki okulundan başka?
ne mi olabilir?
hayalleri...
onları önce birleştirip sonra tek tek kendi elleriyle inşa ettiği gibi kendi elleriyle yıkacağı hayalleri
peşinden koşamayacağı düşleri
kırılan umutları
delip geçmek istediği dogmalar var
ve birde ona verilen küçük penceresi
bütün hayatını o pencerenin arkasında geçirilsin istenen bir hayatı var
duvarları yıksa belki de dünyanın en güzel manzarasıyla karşılaşacak
ben mi?
ruhu siyahı kemiklerine kadar hisseden biri haline geldim 
o kadar az umudum kaldı ki kararmaya yüz tutmuş
onu kurtarma savaşı veriyorum
son beyaz parçalara da dokunurlarsa tek, umutsuz ve yorgun yaşayacağım bi ömür boyu....
ben benim için örülen bu duvarları yıkmaya çalışıyorum....

3 Mart 2016 Perşembe

Utandıran Balat





Balat, tarih kokan Balat. Memleketim gibi dediğim balat. Nedendir bilmem Balat'a girdiğim an sanki herkes birbiriyle hemşehriymiş gibime geldi. 
Ne kadar saçma değil mi? Aynı ülkede yaşıyoruz, aynı ilde yaşıyoruz, aynı havayı soluyoruz en önemlisi ama ilk defa bir mahallede 'herkes birbiriyle hemşehriymiş' gibime geliyor. Yabancılaşmak, yabanileşmek, kendi kabuğuna çekilmek böyle bir şey olsa gerek.
İstanbul'un hala bozulmamış yüzü Balat, her yönüyle...



Balat'a Götüren Rizeli Nasihatçi Teyzemiz

Otobüsten iniyoruz ve Balat'ı bulmak için yola koyuluyoruz. Koşuşturan bir teyze görüyoruz, biz de koşuyoruz yetişebilmek için.Öğrenci olduğumuzu, gezip fotoğraf çekmek için Balat'ı aradığımızı söylüyoruz ve teyze o tatlı Karadeniz şivesiyle kendisinin de oraya gittiğini söylüyor ve bizi iki yanına alıyor ellerimizden tutarak başlıyor nasihat vermeye.Neredeyse her cümlesinin sonu 'okuyun' idi.Aklımızda en çok kalanı da ''Altın nasıl durdukça değerlenir, insan da durdukça değerlenir.Yalan sevdalara kapılıp sonra hemen üzülmeyin.Benim 50 sene önce sevdiğim vardı kimseler bilmezdi, babam da bilmezdi.Beni başkasına verdi ama çocuklarımız var, hala ilk günkü gibi mutluyuz.'' Bizi Balat'a götürüp ayrıldı güzel teyzemiz...





Balat İle Tanışmak Ve Balatlı Uzun Amca

Balat tarih kokuyor. Berberi, fırını, balıkçısı, kahvehanesi... Hiç bozulmamış evleri, canayakın esnafı. İnternette okuduklarımızdan çok daha farklı bir Balat karşılıyor bizi.
En üstteki fotoğrafı çekmek için oraya nasıl gideceğimizi arıyoruz, telefondan orayı aradığımızı gösteriyoruz bir balıkçı abiye. O da hemen yanındaki amcalara gösteriyor. 
Amca internetteki fotoğrafı görünce ''Aa tamam tamam burası kırmızı okulun orası, biz de oraya gidiyoruz gelin'' diyor ve gidiyoruz.
Gönüllü rehberlik yapıyor güzel amcamız. Meğer kendisi şuan Bostancı'da oturuyormuş, oradaki bir arkadaşını Balat'a getirmiş ki doğup büyüdüğü mahalleyi gezdirebilsin.
40 sene öncesinde sinema olan yerleri, gençlerin takıldığı mekanları, mahallelerinden çıkan ünlülerin önceden oturduğu evlerini, amcasının oturduğu evi , mahallece lokma döktürüp yedikleri günleri anlatıyor. O anı yaşıyoruz. O zamanlarda yaşamak istiyoruz. 

Utanıyoruz...Balat'a götüren Rizeli teyze ellerimizden tuttuğunda yaşadığımız 'bir şey mi yapacak' korkusundan utanıyoruz. Amcaların, arkadaşımın telefonunu fotoğrafa bakmak için ellerine aldıklarında çalarlar mı diye düşündüğümüzden utanıyoruz. Böyle düşünmeye alıştığımızdan utanıyoruz. İnsanların yabancılaşmasından, yabanileşmesinden utanıyoruz. Böyle güzel insanları kaybetmekten utanıyoruz...


Eve dönerken keşke o amcanın fotoğrafını çekseydim diye düşündüm durdum. Büyük ihtimal ömrüm boyunca bir daha göremeyeceğim o güzel insanı 'Balatlı Uzun Amca'yı çekmişim meğer.